Rölativizm Nedir? Bir Düşünce Yolculuğunun İçinden
Kayseri’nin soğuk bir akşamında, sıcak bir çay içip pencerenin kenarına oturmuş, yazmayı düşündüğüm yazıyı kafamda şekillendirmeye çalışıyordum. Birden, o eski anı geldi aklıma. Yaşadığım bir olayla ilgili düşündükçe, “Rölativizm nedir?” sorusunun anlamını, o zaman bir türlü çözemediklerimi düşündüm. O kadar garip bir şeydi ki, o anı hatırladıkça, kalbim hala çırpınırken, sorunun içindeki derinliği de fark ettim.
Hikayemi, hayatımdaki bir dönüm noktasını simgeliyor, belki de bir düşünme biçimiyle tanışmamı sağlayan bir dönüm noktasıydı. Hadi sana, tam olarak nasıl bir yolculuğa çıktığımı anlatayım.
Başlangıçta Hiçbiri Anlamlı Gelmiyordu
Üniversiteye yeni başlamıştım, heyecanlı ve biraz da kaybolmuş bir şekilde. Kayseri’nin sakin sokaklarından, devasa kampüse adım attığımda, içimde bir yığın farklı duygu vardı. En çok da “ne olacağım şimdi?” sorusunun cevabını merak ediyordum. Her şey çok büyüktü, çok karmaşıktı. Derken, felsefe dersi başladı.
O derste, hocamızın söyledikleri gerçekten kulağımda çınlıyordu. Felsefe, bir anlamda hayatı farklı bakış açılarıyla incelemekti. Ama ben o zamanlar sadece felsefenin bir kargaşa olduğunu düşünüyordum. Her şeyin bir anlamı var mıydı? “Rölativizm nedir?” diye sormuştum bir gün. Şimdi hatırlıyorum da, hocam gülümsedi ve “Hayatın her yönü, her insan için farklıdır,” dedi. O an, zihnimin derinliklerinde bir şeylerin kırıldığını hissettim.
O an rölativizmi tam anlamadım, ama bir süre sonra o sorunun cevabı bende şekillenecekti.
Bir Arkadaşla Yapılan Soğuk Bir Konuşma
O hafta sonu, bir kafede arkadaşım Ekin’le oturduk. Ekin, daima güçlü ve bir o kadar da keskin bir fikir sahibi insan olarak biliniyordu. Her zaman net bir görüşü vardı, her konuda doğru bildiği bir şeyler vardı. Bir yanda ben, hala dünya hakkında kafamda binlerce soru işaretiyle otururken, o bana hayatı anlatıyordu. Yine aynı soruya takıldım: “Peki, herkesin doğruyu farklı görmesi, mutlak bir doğruluğun olmaması demek değil mi?”
Ekin başını iki yana sallayarak, “Ama sen bunu yanlış anlıyorsun,” dedi. “Dünya gerçekten ne olursa olsun, bu dünyanın doğrusu yoktur. Her şey, her zaman bir bakış açısına göre değişir. Bunu öğrenmen gerek.” O anda, sanki bir şeylerin yerine oturmuş gibi hissettim, ama daha netleşmeden, içimde bir karışıklık devam ediyordu.
“Rölativizm işte!” demişti, ama kelimeyi içselleştirememiştim. Sonra, o anlamı bir daha dönüp sorgulamaya başladım. Hani her şeyin göreceli olduğu fikri? Herkesin düşüncesinin, görüşünün ve hayat anlayışının, başka birinin gerçeğinden farklı olabileceği gerçeği… Bu, biraz korkutucu ama aynı zamanda da ilginçti. Bir tek doğru yoktu, her şeyin doğruyu kabul etme biçimi vardı. Bu, sanki her şeyin kenarına dikkatlice bakmak gibiydi.
Aydınlanma Anı: Sonunda Anladım
Bir gün, kitapçıda dolaşırken, bir felsefe kitabı gözümü çarptı. “Rölativizm” başlığını görünce, bir anda heyecanlandım. Ekin’in söyledikleri gelmişti aklıma. Kitabı alıp eve dönerken, içimde büyük bir merak vardı. Kitap sayfalarını çevirdikçe, yavaş yavaş her şey daha netleşmeye başladı.
Rölativizm, gerçekten düşündüğüm gibi, her şeyin göreceli olduğunu anlatıyordu. İnsanların gerçeklik anlayışları, yaşadıkları çevre, kültür, deneyimler ve bakış açılarına göre farklılaşır. Yani, birinin doğru kabul ettiği şey, bir başkası için yanlış olabilir. Bu, insanın kendi perspektifinden dünyayı anlamlandırma biçimiydi. Bir başka deyişle, her insanın gerçeği farklıydı.
Örneğin, Ekin’in hayatına bakış açısı, ona göre doğru olan şeyleri savunuyordu. Ama aynı dünyada ben, daha farklı bir perspektiften bakıyordum. Ne Ekin’in doğruyu, ne de benim doğrum, mutlak doğrular değildi. İkimizin de doğruyu kabul etme biçimi, kendi deneyimlerimiz ve inançlarımızla şekillenmişti. Rölativizm, tam olarak bunu anlatıyordu.
Bir Anın Gölgesinde: Kendimi Yeniden Tanımak
Bir sabah, gözlerimi açtım ve dışarıda yağmur yağıyordu. Yavaşça pencerenin perdesini çekip, dışarıyı izlerken, hayatın farklı bakış açılarıyla şekillendiğini bir kez daha fark ettim. Herkesin dünyayı bir şekilde algılayış biçimi vardı ve bu, kimseyi doğru ya da yanlış yapmıyordu. Herkesin gerçeği kendine aitti.
İçimde bir rahatlama hissettim. Bu, aynı zamanda özeleştiri yapmamı sağladı. Daha önce çok fazla insanın fikirlerine karşı katı olmuştum. Herkesin benimle aynı görüşte olmasını istemiştim. Ancak rölativizmi anlamaya başladıkça, farklılıklara daha fazla saygı duymaya başladım. Herkesin doğruyu kendine göre tanımlama hakkı vardı. Bu dünyada gerçek, her birey için farklıydı. Belki de en büyük gerçek, farklılıkları kabullenmekti.
Sonuç: Rölativizm Bir Yolculuk
Rölativizmi anlamak, benim için bir iç yolculuktu. Bir düşünce biçimi değil, yaşamın kendisine bakma şekliydi. O an, o kadar karışık ve belirsiz hissettiğim bir dönemde, beni gerçekten rahatlatan bir düşünce oldu. Belki de doğru olan, en çok kabullenilen şey değildi. Belki de herkesin doğrusu birbirinden farklıydı.
Ekin’in söyledikleri doğruydu; her şey, bakış açısına bağlıydı. Bu, mutlak bir doğruya ulaşmak değil, her bireyi olduğu gibi kabul etmek demekti. Felsefi açıdan, belki de doğru olan şeyleri sorgulamak değil, onları farklı açılardan görmekti. Şimdi, belki de her şeyin göreceli olduğunu düşündükçe, bir adım daha yaklaşabiliyorum kendi içsel yolculuğuma.
Rölativizm, hayatın her anında karşımıza çıkan, düşüncelerimizi şekillendiren ve dünyaya farklı bir gözle bakmamızı sağlayan bir düşünce biçimiydi. Bu düşünceyi anladıkça, dünyaya bakış açım da değişti. Artık her şeyin mutlak değil, göreceli olduğunu kabulleniyorum.